Bu Blogda Ara

9 Ocak 2009 Cuma

bir eski zamandı

“Vefa” duygusu güzeldir. Bu kelimenin sözlükteki yazılanından öte bir anlam vardır. İnsana dair en temel kavramların başında gelir. Düşünmenin, hissetmenin, hatırlanmanın kardeşi gibidir.

Biz Adanasporlular için, şairin dediği gibi “Vefa, İstanbul’da bir semt ismiymiş” şeklindeki sitemvari bir söz değildir. Bunun bizde derin anlamları, hoş hatıraları vardır. 90’lı yılların başında(dilerim yanılmıyorumdur bu tarih mevzusunda)Klementy,Kaleci Darko ve o muhteşem Sabotiç Adanaspor’a transfer olmuştu.

İlk maçından itibaren adeta bir gol makinesi olmuştu ve doğal olarak da tribünlerin kahramanına dönüşmüştü. İlerlemiş yaşına rağmen o yıllarda Fenerbahçe’nin de gündemine gelmiş olan Sabotiç golleri, futbolu ve güler yüzüyle(Bu bize önceki yıllarda gülen adam Peroviç’i de hatırlatmıştır.) Adanasporluların sevgisini fazlasıyla hak etmiş bir futbolcuydu.

Uzatmayalım, sonraki sezonlarda Ankaragücü’ne transfer olur Sabotiç. Kan kaybeden Adanaspor’umuzun da kötü günleri başlamıştır.
Derken Adanaspor ve Sabotiç Adana’daki bir maçta karşı karşıya gelirler. Ankaragücü’nün başında da Samet Aybaba vardır.5 gol yiyerek mağlup oluruz.

Maçın sonunda Samet Aybaba’nın: “Sabotiç sen niye gol atmadın?” diye sorduğu, Sabotiç’in bu soruyu yanıtsız bıraktığı rivayet edilir.(Çünkü yanıtı belli olan sorular vardır!)

Hoş, Adanaspor’un böyle jestlere dair kompleksleri yoktur. Golü kimden yediğimiz o kadar da önemli değildir. Ama Sabotiç’in Adanaspor’a “gol atmama” konusunda hissettikleri (veya bizim hissettiğini düşündüğümüz şeyler) hatırlanmaya değer. Bir zamanlar kahramanı olduğu tribünlere içten bir sevgi hissetmek, bunu da gol atmaya yanaşmamakla göstermek; değerleri “skorlara, sayılara” bağlı olanların anlayabileceği türden bir davranış değildir.

Fiorentina taraftarının sevgilisi olan Baggio Juventus’ta forma giyerken bir Fiorentina maçında penaltı atmayı reddeder. Bunun üzerine oyundan alındığında da Fio’lu taraftarların kendisine uzattığı Fiorentina atkısını boynuna dolamaktan da çekinmez.

Roberto Baggio’yu yücelten de (Elbette futbolu kadar) bu vefa duygusudur.

ponorama

* Çalkantılı bir ilk yarı geçirdik. Daha çok düşüşleri yaşadığımız bir devreydi. Bunda hoca değişikliklerinin de büyük bir etkisi oldu. Ama ilk hoca Hüsnü Özkara’nın sezonun ilk takımını kurarken, ne kadar hatalı olduğa tanık olduk bu 17 maçta. Hani topçular çırpınmadı değil maçların genelinde, ama herkes kendi gücü oranında yapabildi bunu. İlk yarı boyunca yaşadığımız tüm olumsuzlukların temel sorumlusu o ilk hocaydı sonuçta. Ondan başlayan yanlışlıklar bir dizi halinde peş peşe geldi ve birçok kişiye sirayet etti. Öyle ki, bu dönemde hata yapmayan yok gibiydi.
* Büyük umutlarla transfer ettiğimiz ve bu umutları da boşa çıkarmayan bir isim vardı: Emrah Bedir. Oynadığı maçlarda Adanaspor’un en büyük silahıydı. Sakatlanması birçok hesabı bozdu, değiştirdi. Tez elden iyileşmesi gerekmektedir.
* Cem ve Alper uzun süre konuşuldu tribünlerde, özellikle hazırlık dönemi yaşamış bir Cem’in takıma ne kadar faydalı olacağı çok tartışıldı. Sonra işler öyle bir karıştı ki, bu iki oyuncuyu herkes unuttu.
* Çok güzel galibiyetlerimiz oldu. Aslında tüm galibiyetlerimiz güzeldi. Hep heyecan içindeydik. Hep nefes nefeseydik. Ama Karabük galibiyetinin anlamı farklıydı. Özellikle son dakika golüyle gelen bu galibiyet daha bir tatlanmıştı. Ve fakat Orduspor’dan son dakikalarda yediğimiz o frikik golü de hala gözlerimizin önündedir. Bruno topu öyle bir yere bırakmıştı ki… Ondan öncesinde stat bir felaketi sezmiş gibi buz kesmişti ve golle birlikte 1 puana razı olmuştuk. Altay yenilisi de trajikti bizim için. 88. dakikada kaçan golün üzerine 90’da golü yemek bir hayli üzmüştü.
* Hakemlerin enteresan kararları da ilk yarının önemli olaylarından biriydi bizim açımızdan ve birçok kulüp açısından. Antrenmansız, formsuz, beceriksiz, iradesiz hakemlere denk geldik genelde. Ve de canımız yandı. Ama içtenlikle söylüyorum ki bunu birçok kulüp yaşadı. Bir biz değildik üzülen.
* İlk yarının en güzel olayı nedir, diye sorarsanız hiç düşünmeden Habip derim. Daha önce de yazmıştım onun hakkında. İlk transferimiz demiştim. Takıma inanılmaz bir katkısı olacaktır. Bunu tam bir inançla ve tribüne gaz vermeden söylüyorum. Yaşayacağız o dakikaları ve göreceğiz.
* Metin Yıldız’la çok umutlanmıştık. İşte oldu bu sefer demiştik bu sezon için. Olmadı. Talihsizlikler yaşandı. Başımıza gelmesini hiç istemediğimiz, düşünmek bile istemediğimiz durumlar söz konusu oldu. Kamuoyunda yıprandık, yıpratıldık. Bu olayların tarafımızda durulmasının temelinde oyuncularımızın ikinci yarıdaki performansları olacaktır. İyi oynamak zorundalar, kazanmak zorundalar, yoksa taraftar ara dönemde açılmış olan bu defteri ilk olumsuzlukta tekrar açacaktır!!! Bu dostça bir uyarı olsun.
* İki transferle gündemi biraz değiştirdik bu sırada: Metin Tuğlu ve Volkan Glatt. Dileğimiz bu transferlerin bize ilaç olmasıdır. Ve transferin devam etmesidir diğer dileğimiz.
* Son dileğimiz de Adanaspor adının yıpranmaması, yıpratılmamasıdır!

tribün deyimleri


* Maç iddaaya gitti.

Yakın zamanın bir tribün saptamasıdır bu:

* Maç iddaaya gitti.
* Maç iddaya gidecek
* Oranlara bak, bu maç iddaaya kurban edilir

Şeklinde yorumlara rastlanır. Yaşananlar göstermiştir ki aslında taraftar yıllardır futbolun içindeyken, onunla yakın bir hayat sürerken edindiği izlenimler, tanık oldukları onun bu durumda pek de haksız olmadığını gösterir.

Gazetelerden okuduklarımız, TV’lerden filan izlediklerimiz, duyduklarımız; Avrupa’da ve Türkiye’de yaşananlar böyle bir tribün kaygısını yaratmıştır. Zaten paranın köpeği olmuş futbol bir de bahislere, bahisçilere mi pazarlanıyor, aslında hiç de karanlık olmayan, hatta ziyadesiyle aydınlık mekânlarda?

Ayrıca “sistem” denen o soyut organizasyona duyulan güvensizliğin bir göstergesidir de bu yorumlar. Çünkü birileri bir yerlerde anlaşılır “ideallerle(!)” örgütlenmiştir. Dernekler, federasyonlar, kulüpler, partiler, ama işte oralarda o örgütlü insanlar “gizli örgüte” evirilip “şahıslarına menfaat sağlama” gruplarına, çetelere dönüşmüşlerdir.

Bir ülkede “dinin kutsallığı” içinde bile türlü dalavereler çevrilirken, tezgâhlar kurulurken, bir yerlerde enteresan insanlar, şirketler enteresan yollarla birkaç gecede dolar üzerinden milyoner edilirken bir futbol maçında küçük bir operasyon düzenlemek iş midir bre!

Sonuçta:

* Burada her maç rahatlıkla iddaaya gidebilir
* Bundan sonra, uzunca bir zaman, yenilgi gerekçelerinden biri de bu kaygı sayılmalı
* Saha, hava, sakatlık, ceza sebepleri gibi…

yuh!

“Öte Yandan” Sesleniyoruz

Yuh Sana “Faik Gürses” ya da “Sahibini Sesi”

[“(TSYD) Başkan Vekili Faik Gürses, her türlü imkâna sahip statlarda, çok yüksek rakamlara alınan futbolcuları izlemeye, parası olan futbol seyircisinin girmesi gerektiğini söyledi.”]

[Futbolda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Platformu, “Çözüme Doğru–2” toplantısında konuşan TSYD Başkan Vekili Gürses, İngiltere'nin tribün terörünü ve şiddeti, maç biletlerine yaptığı müthiş zamlarla çözdüğünü savundu. Milyonlarca Avroya ya da dolara alınan yıldızların 2–3 TL'ye izlettirilmemesi gerektiğini anlatan Gürses, şöyle konuştu:

“10 milyon Avroya alınan oyuncuyu, karaborsada 3 TL'ye izlettirirseniz bunun neresine lig, neresine ekonomik boyut, neresine sosyal patlama diyebilirsiniz? Peki, parası olmayan futbol maçı izlemeyecek mi? Onlar da belki yılda 3–4 defa stada girebilecektir ama televizyonlarla yapılacak sözleşmelerle, 'öte yanda kalan' futbol izleyicisine de ayrı bir kapı oluşturulmalıdır.”]

Alıntı bu!

Futbol asilleri, ulemaları, ne derseniz deyin, yine sahne aldı. Diyorlar ki “futboldaki terörü zengin seyirciler bitirir!”

Adeta bilinçli bir biçimde kredi kartlarıyla zaten teslim alınan, hayat mücadelesinin en geri saflarına itelenen, yani karnını doyurma derdinden başka bir dert güdemeyen, dilencileştirilen (bu arada kültürümüzde sadaka da vardır, diye buyruldu) halk, bir bir öteleniyor sosyal alanlardan. Onlar zaten mağazaların vitrin seyircisi, onlar zaten sinema salonlarının en yabancısı. O bilet fiyatlarıyla oralarda yok olup gitmişlerdir. En zalim çalışma koşullarında köleleştirilen insanlar, işte bu tarzdaki hamlelerle statlardan da uzaklaştırılmak isteniyor. Bu futbol lortları ki aslında asalakları, çevrelerinde avam tabakasını görmek istemiyor.

Bu zihniyete ne dersek az!

Efendiler; siz önce gazetelerinizde, TV’lerinizde yaptığınız yorumlarda önce kendinize bir bakın. Bu futbol terörünün neresindesiniz onu bir tahlil edin. Bu zihniyet, hiçbir neden-sonuç ilişkisini düşünmeden en kolay, en kestirme, en aciz, en sefil yoldan sorunu(!) halletme hayalindeler. Bu halkın derdine derman olamadan, onu anlamadan, onu sevmeden yapılan bu işler hangi sorunu çözecek acaba? Bunun devamında ne diyeceksiniz merak ediyoruz!

Tribünlerde, mekânlarda, tiyatrolarda, sinemalarda, caddelerde, mağazalarda, otomobillerde-trafikte (ha, bunu da söyle utanma trafik sorunun da şöyle çözmeyi öner; trafiğe parası olanlar çıksın, örneğin 100 bin avrodan ucuz arabalar yollarda görünmesin, bu yasağa uymayan araçlar Taksim Meydanında sallandırılsın!) siz olun, efendileriniz olsun. “Öte yanda kalanlar” da sizin hizmetçileriniz olsun, köleniz olsun, kulunuz olsun, şu rezil hayat keyfinize göre olsun. Ulan o zaman alayınıza yuh olsun. Çürüyor, kokuşuyorsunuz!

Not: Yılda 3–4 defa stada gidecek olanlar örgütlenecek, sayısı milyonlar olan yoksullar o 17 haftayı bölüşecek, nereden baksan her maçta 4–5 bin “öte yanda kalan” olacak ve statlardaki varlıklarıyla da olsa o sezonu sana ve senin gibilere zehredecek!

Not: Peki, bir FB GS maçını Anadolu’nun herhangi bir ilinde buyrulduğu gibi TV'den izleyen taraftar maç sonunda karşı karşıya gelmesin, olay çıkarmasın diye o süre zarfında sokağa çıkma yasağı mı ilan edilsin!

unutmamalı


Gündüz Hocamızı ölümünün 1. yılında sevgiyle anıyoruz.