Bu Blogda Ara

2 Ocak 2009 Cuma

yeni yıl




Yeni Yıl Mesajı

* Bizde kötü bir sezon oldu
* Sorunlar da bitmedi, sürüyor
* Öte yandan ekonomik kriz “teğet” vurdu ülkeyi
* Yoksulluk, yaşam biçimi oldu
* Her yerde talan
* Diğer tarafta İsrail cinneti
* Filistin taammüden öldürülüyor
* Âlem sus pus
* Diren Filistin, demiştik. Ama taşlarla sapanlarla ne kadar direnir bir halk
* Beri yanda tatlı hayat düşkünleri
* “Bana dokunmayan yılan…”
* Hayatımızı kuşatan bir alay rezillik
* Ama direnelim
* Hepimiz direnelim
* Çünkü hala doğuyor güneş

diren filistin


Diren Filistin

“Eski duvar diplerinde karanlık sular

Ay vurmuş gölgelenmiş kuytular

Canım oğul, güzel yiğit

Al gel kanlı gömleğini

Sana nasıl kıydılar!”

(Hasan Hüseyin Korkmazgil)


Filistin’de yine İsrail katliamı yaşandı. Bunun sorumlusu bu cinnete karşı üç maymunu oynayanlardır. İsrail ve İsrail’le ilgili tüm işbirlikçilerdir. Süregelen cinayetlere cesaret veren ülke yöneticileridir. Bu cesaret verme İsrail’le iyi ilişkiler kurma adına bir türlü sesini çıkaramayıp adam gibi “sen ne yapıyorsun?” diyememedir.

Dünyanın gözü önünde insanlar kendi ülkelerinde öldürülüyorlar. Birileri de çıkıp bu cinayetler üzerinden kendi siyasetini yapıyor. Din adına, ticaret adına, “bize yapılan saygısızlık” adına…

Ama insanlar orda hala ölüyor. Her gün ölüyor. Bir bir değil, toplu bir katliamla ölüyor…

Diren Filistin, kavganı başlattığın noktada daha çok bulacaksın direnme gücünü…

gündüz tekin onay tribünü


"Gündüz Tekin Onay Tribünü" olsun!

* Geçen yıl bugünlerde gündeme getirmiştik.
* Gündüz Hoca’nın ölümü üzerine.
* “Güney Kale Arkası” demiştik,
* “GÜNDÜZ TEKİN ONAY TRİBÜNÜ” olsun.

O zaman, ligdeki o müthiş çekişme, şampiyonluk telaşı bu öneriyi diri tutamamıştı. Yine söylüyoruz; devre arası “GÜNDÜZ TEKİN ONAY TRİBÜNÜ”nün Güney kale arkasında can bulması için gayet uygundur.

Düşünce platformu için gerçekleşecek ilk hedef neden bu olamasın!

Unutmamalı,

Kurumlar tarihleriyle vardır, gerek yarattıkları ve gerekse kendilerini yaratan değerlerle vardır. Gündüz Hoca’yı bu anlamda o tribünde yaşatmak bizim için bir sorumluluk gibidir. Üstelik futboldaki en güzel günlerini bizle yaşayan, dolayısıyla bize de güzel günler yaşatan Gündüz Hoca 5 Ocak’ın güneyinden güzel günlerimize doğru bakacaktır. Bu da bizim bir başka “uğurumuz” olacaktır.

Başkanımızın da ilgilenmesi dileğiyle…
Güney Kale ArkasıGÜNDÜZ TEKİN ONAY TRİBÜNÜ

Olsun

ilk transfer


Onu 3. ligden beri izliyoruz hepimiz. Hatta ilk hoca o zamanlar onu pek fark edememişti, bazen 11’e bazen de kadroya almıyordu. Sonra hocalar değişti ve Habip Adanaspor’un en faydalı adamı oldu neredeyse.

2B’de klasman maçlarında yine çok önemli işler yaptı. Onun Adana’daki GASKİ maçındaki performansı unutulmaz. Size Habip’i anlatmaya gerek yok.

Ne ki bundan yaklaşık 13 ay önce, klasman maçlarının sonuna doğru bir sakatlık yaşadı ve düne kadar formasından uzak kaldı. Oysa o Habip yükselme maçlarında işimizi önemli bir oranda kolaylayacaktı. Olmadı. Ama Adanaspor da vazgeçmedi Habip de.

Şimdi transfer haberlerini bekliyoruz heyecanla. Biz ilk transfer bombasını patlatalım; Habip. Evet, Adanaspor dünkü Samsunspor maçının devre arasında çok çok önemli bir transfere imza attı. Bu transfer, ki Habip’tir o, 2. yarıda birçok maçın önemli bir oyuncusu olacaktır. Göreceğiz, tanık olacağız, dinleyeceğiz, sevineceğiz. Yeter ki şansızlıklar uzak dursun bize, uzun bir süre.

sevdiğimin şehri


Tahar Ben Jelloum’un “Yoksullar Hanı” adlı romanında da bir şeyler okumuştum Napoli’ye dair. Yazar inceden çiziyordu Napoli’nin İtalya’nın en “ötelenmiş” şehri olduğunun resmini. İtalya’nın geneli için İtalya’nın güneyindeki bu şehir aslında İtalya’nın güneyi filan değildir, düpedüz Afrika’nın kuzeyidir.

Bir Napolili kuzeye doğru çıktığında başka anlamda da “çıkmış” olur diğerlerine göre ve “İtalya’ya hoş geldiniz” karşılamalarıyla da muhatap olur, diye rivayet edilir.

Irkçılığın başka halidir.
Zalimcedir.
İteler, öteler, yok sayar veya yok saymaya çalışır.
Anlamaz, aslında anlamak istemez.
Tüm bunların karşısından baktığımızda Maradona’nın Napolili olması, oradaki şampiyonluğu ve Napoli’nin o meşhur dünya kupası finallerinde kendi ülkesinin değil de Maradona’dan yana durması gayet anlaşılır bir durumdur.

Gelelim Adana’ya!

Türkiye Adana’yı kabaca tanımlamıştır, tanımlamaktadır
Çünkü o kadar anlamıştır bu şehri.
Onların klişeleri vardır Adana’ya dair ama içinde bir satırlık incelik, insani bir ayrıntı yoktur.
Acı biber vardır, kebap vardır, şırdan vardır, kimi zaman net olarak dillendirmeye cesaret edemedikleri “kabalığımız, görgüsüzlüğümüz(!) vardır (bakınız bir dizideki o iğrenç “Dilber” garabeti) onların Adanalı portrelerinde ama Türkiye’nin güneyindeki bu efkârlı şehrin ruhuna bakan, bakıp da anlamlı bir hat çizen tek bir hareket yoktur.
Bir biçimde kendi standartlarında (!) olamayan; Adanalı bir iş, okul, askerlik vs arkadaşları vardır ama tüm bunlar, o Adanalılar yine onların çoğu zaman o kör önyargılarıyla vardır. Ötesinde de toptancı bir yargılamanın muhatabı koca bir şehir durmaktadır.

Hal böyleyken bugünlerde dizilerde Adanalı “tipler” de vardır. Bu tipler de işin kendi tabiatına uygun bir biçimde, bu modelleştirmenin birer karikatürü olarak vardır.

Bu şehrin en olmadık haliyle vardır.
En hazin görünüşüyle vardır.
En rezil tahayyülüyle vardır.
Oralarda enteresan bir hayat haliyle sevdikleri bir Adana-Adanalı vardır.
Çünkü onların “steril” (!) evreninde öyle bir Adana vardır.
Ama “benim” Adana’m yoktur!

Adana;

Sarı sıcağı, ince yağmurlarıyla; Küçüksaat’ten kalkan ırgatların pamuk tarlalarında tutturduğu türküleriyle kederimin, yalnızlığımın, çocukluğumun, çocuksuluğumun, dostluğumun şehri…

“Sevdiğimin şehri!”